Ekonominin Nabzı

2026’nın İlk Yarısını 2025’in Devamı Olarak Öngörüyoruz

06 Ocak 2026

2025 yılını geride bıraktık. Son yıllarda hep olduğu üzere zor bir yıl oldu... Hem dışarıda hem de içeride çok sayıda zorlukla mücadele ederken sektörümüz için zorlukların hem nicelik hem de nitelik olarak daha fazla ve daha netameli olduğu bir yıl deneyimledik. 2026’yı doğru yorumlayabilmek ve isabetli öngörülerde bulanabilmek için evvela 2025’i anlamlı bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Bunu da 2025’te en çok konuşulan 5 temayı sıralayarak yapmak istiyoruz. Önce dünyadan başlayalım:

1- En çok Trump’ı konuştuk. 20 Ocak’ta koltuğa oturdu, ilk 100 günü oldukça sert ve kavgacı geçti, Nisan ayı başında gündeme getirdiği tarifelerle tüm piyasaları kırdı geçirdi, finansal anlamda çok büyük fiyat dalgalanmalarına sebebiyet verdi, sonrasında sakinledi. Bu sakinliği birileri TACO olarak adlandırdı (kibarca bir çeviri ile Trump her zaman geri adım atar) ancak genel kanı kendisinin arzu ettiğini almış olmasıydı. Zira, birçok ülke anlaşmak için sıraya girdi ve Trump da taleplerini birer birer karşıladı. Trump’ın bir tüccar olduğunu unutmayalım! Bu arada sert düşen hisse fiyatlarından da faydalanıp yeni alımlarla hem kendisi hem de yakın çevresi daha da zengin oldu. Ancak, Trump’ın bu stratejisinin arzu etmediği bir sonucu belirdi: ABD Doları küresel anlamda değer kaybetti. Bu söylemi sadece para birimleri ligi için düşünmeyin ki, orada bile ABD Doları endeksi yılı yaklaşık %10 kayıpla tamamladı. Esas değer kaybı, kıymetli metaller karşısında yaşandı. ABD Doları’nın ölçme birimi (veya terazi) özelliğini kaybettiğine ikna olan yatırımcılar hızla kıymetli metallere yöneldi. Altın, gümüş, platin, paladyum hızla değer kazandı. Demek ki, yatırımcılar artık ABD Doları’nın değer saklama aracı özelliğinin erozyona uğradığından emin durumdalar…

2- Yapay Zeka’yı konuştuk. Hem de her yönüyle. Bir yandan ChatGPT, Gemini, Grok gibi araçlar hayatımızın bir parçası haline geldi diğer yandan verimlilik etkisini çok fazla konuştuk. Yapay Zeka’nın yaratıcıları hızla değerlendi, şirket değerleri trilyon ABD Doları seviyelerine ulaştı. Ancak, 2000’lerin başındaki dot.com balonunu hatırlayanlar açısından yeni bir balon mu oluşuyor korkusu oluştu. Yılın son çeyreği finansal piyasalar açısından balon patlar mı endişeleri ile limoni bir seyirle geçti. Bilinen bir şey var ki, o da Yapay Zeka’da henüz yolun başında olduğumuz, artık eskisinden çok farklı bir dünya ile karşılaşacağımız, verimlilik açısından geçmişe oranla fersah fersah ileride olduğumuz ancak gerçeklik olgusunun bir noktadan sonra halüsinasyonlara tabii olacağı bir gelecek tasvir edebiliriz.

3- Merkez Bankalarını konuştuk. Yavaşlayan ekonomiyi ve artan işsizlik oranlarını desteklemek adına bolca faiz indirdiler. G20 ekonomileri bazında bakınca yılın genelinde toplam 58 kez faiz indirim haberi aldık. Bu bir rekor! Ancak, trafikte terse gidenler de oldu: Japonya ve Brezilya toplam 6 kez faiz artırdılar. Geçici olsa da Türkiye de kısa süre trafikte terse girdi ve 1 kez faiz artırdı! 19 Mart sonrası atılan bu adımla dengeler tesis edilince yılın ikinci yarısında yeniden faizleri indirmeye başladı ve 2024 sonu ile karşılaştırınca politika faizini yaklaşık 10 puan indirmiş oldu. Genel anlamda faiz indirimleri küresel finansal piyasalardaki iyimserliğin de kaynağını teşkil etti.

4- Küresel borç meselesini konuştuk. Uluslararası Finans Enstitüsü’ne göre küresel borcun dünya GSYH’sine oranı yaklaşık %310. Bu kapsamda 346 trilyon ABD Doları borç seviyesi ile rekor kırdık. Bu borç nasıl ödenecek? Bunun farkında olan her aklıselim 2025’te bu kaygısını dile getirdi. Hele ki, ABD hükümeti borçlanma tavanına çarpıp 7 hafta gibi rekor bir süre kapalı kalınca bu meseleyi daha sık konuştuk. Bu meseleyi daha çok konuşuruz ve kanaatimiz de o ki, buradan çıkış yok! Esas soru ne zaman ve nasıl olacağı? Veya bununla baş başa kalmak istemeyen güçlüler, nasıl bir oyunbozanlık yapacaklar! ABD’nin son dönemde izlediği siyasi ve diplomasi adımlarını biraz da bu kapsamda düşünmek gerekecek. ABD dışında gelişmiş ülkeler içinde Japonya, Fransa ve İngiltere gibi ekonomilere de bu açıdan şüpheyle yaklaşmakta yarar olabilir.

5- Nadir toprak elementlerini konuştuk. Belli ki savaşlar artık bunlar için yapılacak. Teknolojiden enerjiye, savunma sanayiinden sağlığa birçok alanda hayati öneme sahip olan bu metalara erişmek adına derin bir mücadele izleyeceğiz. Çin şu an itibariyle dünyanın en zengini ve bu metaları en çok işleyeni. ABD şu an için dışa bağımlı bir yapıya haiz. Ancak, bir süre sonra bunlara sahip olma çabası yeni bir dünya savaşını çıkarmaya namzet. ABD’nin bundan geri kalmayacağını açık bir şekilde izliyoruz. En basitinden bakanlığın adını değiştirip Savaş Bakanlığı yaptı!

Türkiye’de en çok hangi temaları konuştuk. Onları da 5 başlık altında özetleyelim ve kısaca da değerlendirelim:
1- Dezenflasyon politikaları hayatımızın bir parçası haline geldi. TCMB sıkı para ve likidite politikası ile tüm yıl enflasyonla mücadele etti. Bu sayede yıllık TÜFE artışı yaklaşık 13 puan aşağı çekildi. Burası başarılı olunan kısım. Ancak, 2024 yılı OVP hedefi 2025 sonunda enflasyonu %17,5 olarak kerteriz etmişti. Ancak, bunun da yaklaşık 13 puan üzerinde kaldık. Hülasa, büyük resimde bir başarı görünse de murat edilen seviyenin epeyce uzağında kaldığımızı da gizlemiyor olmamız lazım!

2- Likiditeye erişim hem pahalı hem zor oldu. TCMB’nin dezenflasyonist süreçte faiz dışında kullandığı bir diğer araç seti makro ihtiyati tedbirler oldu. Bunlar ile krediler hem kıt hem de pahalı kılındı. Bu sayede ekonomi frenlenip enflasyonla mücadele edilmeye çalışıldı. Ancak, hayatını krediyle çeviren işletmeler açısından bu politika tercihi ne yazık ki işkenceye dönüştü. Yılın geneline ilişkin veriler netleşince göreceğiz ki, şirketler kazandıkları tüm parayı faize ödemişler ama yine de banka yükümlülüklerini tam olarak yerine getirememişler…

3- Biraz da bir önceki maddenin bir sonucu olarak sanayisizleşme riskini yüksek sesle konuştuk. Bunun için hiç uzağa gitmeye gerek yok: TÜİK’in sanayi üretimi verilerine göre son üç yılda imalat sanayi endeksi yerinde saydı. Ana metal, gıda gibi sektörlerde sınırlı bir miktar büyüme yaşansa da kârsızlık artık norm haline gelmiş durumda. Ancak, emek yoğun sektörler 2025’te var olma savaşlarını açık bir şekilde kaybettiler. Aynı veri setine göre, giyim sektörü kümülatif olarak 3 yılın sonunda %12; tekstil sektörü ise %28 küçüldü. Türkiye’de emek yoğun sektörlerin geleceğinin olmadığını üzülerek gözlemledik…

4- Türkiye’de tüketim ekonomisini K harfiyle niteledik… Zaten homojen değildik, 2025’te bu ayrışma daha da derinleşti. Bunun esas nedeni gelir dağılımındaki keskin bozulma. Üst gelir grubu tüketime tam gaz devam ederken buradaki ürün ve hizmet grubu herhangi bir sorun yaşamadı. Ancak, orta gelir grubunun satın alma gücündeki keskin erozyon ile bu alanda ciddi bir daralma kaydedildi. Tüketim ekonomisi açısından bir diğer belirleyici husus alışkanlık ve davranış değişikliği idi. Şöyle ki, tüketicinin davranış modelleri ve yaşam alışkanlıklarında yaşanan keskin değişim ile seyahat harcamaları, veterinerlik hizmetleri, dijital harcamalar canlı bir sene geçirirken karayolu taşımacılığı, müzik/video hizmetleri keskin şekilde daraldı. Son söylediğimize dünyadan bir örnek vermemiz gerekirse, yeni dönemin popüler şirketi Netflix, eski dünyanın devi WarnerBros’u satın almaya hazırlanıyor.

5- Türkiye’nin dış politikadaki değişen tercihleri, daha somut belirtmemiz gerekirse ABD ile ilişkilerdeki iyileşme finansal alanda olumlu etkiler doğurdu. CDS risk primi ki Türkiye otomobilinin kaza yapma riskine karşı yapılan kaskonun primini gösterir, yaklaşık 200bps’ye gerileyerek 2018 yılı ortasından bu yana en düşük seviyeyi gördü. Bunu olumlu bir gelişme olarak bir kenara not edelim. Bu tablo, Türkiye devletine ve şirketlerine yurtdışından daha kolay ve daha ucuza finansman bulma imkanları yaratacaktır.

Hülasa, 2025 yılında dünyada ve Türkiye’de bu hususları konuştuk. Takvimlerde yıl değişse bile gündemin kısa sürede değişeceğini beklemememiz gerekir. Bu nedenle 2026’ya başlarken de gündemin zirvesini bu temalar teşkil edecektir.

Zaten, 2026’nın ilk yarısını 2025’in açık şekilde bir devamı olarak öngörüyoruz.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.