Ekonominin Nabzı

Niye bu duruma geldik ve bundan sonra bizi nasıl bir tablo bekliyor?

08 Ekim 2026

Bu satırları kaleme aldığımız dakikalarda Amerikan 10 yıllık tahvil getirisi %5.7 ile 2001 yılından bu yana en yüksek düzeydeydi. Sadece ABD'ye özgü bir durum da değil! Almanya'da tahvil faizleri son 14 yılın; İngiltere'de 28 yılın; Japonya'da ise tüm zamanların zirvesinde... Bu tablo, hiç şüphesiz anormal bir duruma işaret ediyor!

Fransa'da gelinen nokta "kriz' kelimesiyle nitelendiriliyor. Şöyle ki, tahvil faizleri, benzer vadedeki Alman tahviline göre son 15 yılın zirvesinde... En son bu seviyeleri gördüğümüz zaman Euro Bölgesi'nde kriz yaşanıyordu. Niye bu duruma geldik ve bundan sonra bizi nasıl bir tablo bekliyor?

Genel teoriye göre tahvil faizlerinin ana belirleyicisi enflasyondur. Enflasyon yükselince ve/veya enflasyon riski artınca tahvil faizleri de yükselir. Çünkü, tahvil yatırımcıları enflasyonun üzerinde bir getiri, yani reel faiz talep eder.

Son dönemde dünya genelinde enflasyonist baskılar kuvvetleniyor. Bunun en temel nedeni ise savaşlar... Hem Ortadoğu hem de Rusya-Ukrayna özelinde yaşananlar, enerji çıkarma, işleme ve nakliye maliyetlerini artırdığından dolayı enflasyonist etkiler doğuruyor. Ancak, meseleyi sadece ham petrol veya doğalgaz özelinde de tutmayalım. Evvela, rafineriler vurulduğundan ve çalışamaz hale geldiğinden dolayı işlenmiş ürün fiyatları daha da sert artıyor. Trump'ın rafineri çıkışı haklı ama bu durum bunun müsebbibi olduğu gerçeğini gizlemez!

İkinci enflasyonist baskı tahıl fiyatlarından kaynaklanıyor ki Rusya-Ukrayna savaşının geldiği nokta tahıl koridoruna büyük zarar vermiş durumda. Ukrayna, Rusya'nın rafinerileri ve tedarik zincilerine saldırırken Rusya ise Ukrayna ürünleri ile yüklü gemileri vuruyor. Hatta bu noktada Türk gemileri de hedef oldu!

Üçüncü baskı ise tedarik zincirlerinin kırılması kaynaklı... Ortadoğu ve Karadeniz’de yaşananlar Doğu-Batı ticaret aksına büyük darbe vurdu. Hürmüz ve Babülmendep kapanınca gemiler Afrika kıtasının güneyinden dolaşmak zorunda kalıyor ki bu hem ciddi gecikmelere yol açıyor hem de lojistik maliyetlerini artırıyor. Mümkün olan ürünlerde bunun alternatifi havayolu taşımacılığı... Zaten pahalı olan bu alternatif son gelişmeler karşısında daha da pahalandı. Yani, neresinden bakarsan bak tüm etmenler enflasyonist baskılar oluşturuyor.

Keşke enflasyonist riskler sadece bu hususlarla sınırlı kalsaydı... Dünya, küreselleşmeden hızlı bir şekilde yerelselliğe evriliyor. Eski dünyada, küreselleşmenin ana motivasyonlarından birisi ürünleri en ucuz olan yerlerde üretmekti. Yerelsellik eğilimi kuvvetlenince ucuzluk amacı rafa kalktı ve yerini ulusal güvenlik aldı. Bu da açık bir şekilde enflasyonist... Bu listeyi daha da uzatabiliriz ama tespit net: Enflasyonist riskler çok yüksek ve bu da tahvil faizlerini yukarı itiyor.

Pekiyi, tahvil faizlerindeki artış ne derece tehlikeli? Bu noktada borç stokuna bakmamız gerekir zira borçluluğun zayıf olduğu yerlerde faiz artışı çok fazla tahribat yaratmayabilir. Ancak, borç fazlaysa faiz artışı risklidir ve borcun ödenememe tehlikesini beraberinde getirebilir. Şu an dünya çok borçlu. IIF verisine göre 2026 ortasında küresel borç stoku 366 trilyon ABD Doları ve bunun GSYH'ye oranı %310! Bu kadar devasa borcun olduğu bir konjonktürde faizlerin yükselmesi büyük bir tehlike arz eder. Basit bir hesaplamayla, 1 puanlık faiz artışı yılda 3.7 trilyon ABD Doları ilave faiz yükü getirir. Bu rakam Türkiye'nin yaklaşık 2 yıllık geliri mertebesinde...

Borcun normal olarak azalması için ülkelerin bütçe fazlası vermesi gerekiyor, tıpkı şirketlerde olduğu üzere... Ama gelin görün ki, büyük ekonomilerin tamamına yakını yüksek oranda açık veriyor. Dahası, bu tabloyu düzeltmeleri adına ne niyetleri var ne de kabiliyetleri. Mesela, Fransa'da şu an azınlık hükümeti hüküm sürüyor ve ülke uzun süredir AB'nin %3'lük bütçe limitinin üzerinde açık veriyor. 2027 bütçe çalışmalarının başladığı ortamda AB, Fransa'dan kemer sıkma önlemleri talep ediyor. Ancak, mevcut azınlık hükümetinin bu talebi meclise getirmesi dahi çok zor! Zaten getirip de geçiremezse hükümet düşer! 2027 yılı Mayıs başındaki seçimlerde iktidara gelecek olası hükümet alternatiflerinin de bu yönde adım atabilme ihtimalleri çok zayıf. Bu durumda Fransa içinde bulunduğu kriz havasından nasıl uzaklaşabilecek!

ABD'de de durum pek farklı değil. Yüksek bütçe açığı uzun yılların sorunu... Ara seçime kısa bir süre kala bu sorun dikkate bile alınmıyor zira Trump'ın tek derdi, Cumhuriyetçilerin kaybetmeye çok yakın olduğu üstünlüğü yeniden kazanabilmesi. Sonucun bu dakikadan sonra değişmesi çok zor ama bu Trump'ın hayali vaatlerde bulunmasına mani değil. Seçimlerin kazanılması durumunda her bir aileye 5 bin ABD Doları tutarında harcama çeki vermeyi vaat ediyor. Bunu hangi bütçeden yapacağı hususunda muhtemelen en ufak bir fikri bile yoktur. Zira, popülist liderlerin önceliği kendi pozisyonlarını koruyabilmek ve bunun için de bütçe disiplini, mali kural gibi hususları kaale dahi almıyorlar. Benzer dünya bakışına sahip popülist liderler Brezilya'da, Almanya'da, hatta İspanya'da iktidara koşar adımlarla yaklaşıyorlar!

Hikaye kısmını çok uzun tutmuş olabiliriz. Gelelim sadede... Faizlerin artması borcun ödenebilirliğini zedeler. Eskiden Dünya Bankası bunu gelişmekte olan ekonomiler için hesaplar, IMF ile birlikte de bu ülkelere "faiz dışı fazla" hedefleri getirirlerdi. Şimdi devran döndü, yukarıdaki paragraflarda belirttiğimiz üzere gelişmiş ülkeler bu sorunlarla karşı karşıya kaldı. Üstelik faiz dışı fazla vermek bir yana, yüksek oranda açık veriyorlar. Üzülerek söylemek isteriz ki, bu durum hayırlı bir tabloya işaret etmiyor. Bu durum borcun ödenebilirliğini riske atıyor ve bu riskin farkında olan yatırımcılar da tahvil yatırımlarından uzak duruyorlar. Tahvilleri alanlar az, satanlar çok olunca da tahvil faizleri soluksuz bir yükselişe giriyor. Tıpkı bugünlerde olduğu üzere... Eğer gerekli önlemler alınmazsa bu tablonun sürdürülemez olduğunun hepimiz farkındayız ve bu da bizi 2008 tarzı bir finansal türbülans riskine maruz bırakabilir.

Bu risk, Türkiye ekonomisini nasıl etkiler? Bizim kendi iç dinamiklerimizi bir kenara bırakıp salt bu perspektifle irdeleyelim. Küresel finansal sistemi hep çaycı tepsisine benzetmişimdir. Çaycı, tepsiyi çevirdikçe tüm bardaklar üzerindedir. Çevirme işlem durduğunda tüm bardaklar dökülür! Cam gibi hassas olanlar kırılır, demir gibi dayanıklı olanlar ise yerden seker ama kırılmaz. Bu nedenle de "kırılganlık" meselesi bu ortamda çok önemlidir. Ne yazık ki, bizim içeride yaşadığımız Fon Krizi, büyük bir kırılganlık getirdi. Bu nedenle de küresel bazda yaşanacak bir finansal türbülans bu defa bizi pek de teğet geçmeyebilir.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.