
01 Temmuz 2026
AB ile Gümrük Birliği’nin 30. yılındayız. İkili ticaret hacmimiz 233 milyar dolara ulaştı ve ihracatın ithalatı karşılama oranı %100 seviyesini yakaladı, dengeli bir yapıya kavuştu. AB kaynaklı doğrudan yatırımlar Türkiye’deki üretim ve tedarik zinciri entegrasyonu açısından kritik rol oynadı. Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile imzaladığı ortaklık anlaşması olan Ankara Anlaşması Türkiye-AB ilişkilerinin hazırlık, geçiş ve son dönemden oluşmasını öngörmüştü. Geçiş dönemi 1970’de imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren “Katma Protokol” ile başladı ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) 1971’den başlayarak, Türkiye’den ithal edilen sanayi ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini sıfırladı.
Türkiye ise AET’den gelen sanayi ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini 11 ve 22 yıllık iki takvime göre sıfırlamayı taahhüt etmişti. 1995’te Gümrük Birliği (GB) tesis edildi. Gümrük Birliği, Türkiye’nin hem AB ile hem de dünya ile entegrasyonu için bir katalizör oldu. Genel olarak Gümrük Birliği, artan rekabeti beraberinde getirerek Türkiye’nin imalat sektörüne katkı sağladı; üçüncü ülkelerden gelen çoğu sanayi ürününe uygulanan Türkiye’nin ithalat tarifelerini AB üreticilerinin karşılaştığı seviyelerle tamamen uyumlu hâle getirdi ve bu ürünlerin AB’den gümrüksüz ithalatını Türkiye’ye açtı.
Mevcut Gümrük Birliğinin kapsamı ve işleyişi bugünkü dünya ticaretinin işleyiş sistemine uyum sağlamakta zorlanıyor. Zira bugün, ticaretin büyük kısmı hizmetler, e-ticaret, kamu alımları, dijital ve yeşil dönüşüm başlıklarında dönüyor. AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı STA’lar (MERCOSUR ve Hindistan gibi) Türkiye açısından asimetrik etki yaratıyor. Türkiye, AB ticaret politikasına uyum yükümlülüğü taşırken karar alma süreçlerinde yer almıyor. AB–MERCOSUR ve AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması Türkiye–AB Gümrük Birliği mimarisi içindeki “asimetrik etki” sorununu büyütecektir. Avrupa Komisyonu, Gümrük Birliğinin modernizasyonu konusunu 2016 yılında gündeme getirdi ve bu konuda Avrupa Konseyi’nden yetki talebinde bulundu. Komisyonun bu talebine hala bir cevap verilmedi. Ayrıca Avrupa Komisyonu’nun gümrük birliği modernizasyonu için 2016 yılında yaptığı yetki talebine de Konsey tarafından onay verilmedi. Zira tüm üye ülkelerin oybirliği gerekiyor.
TOBB, Türkiye–AB ekonomik ilişkilerinin omurgasını oluşturan Gümrük Birliği’nin modernizasyonunu, yalnızca ikili teknik bir dosya olarak değil; Avrupa iş dünyasının ortak çıkarı olarak konumlandırıyor ve bu çerçevede konuyu hem Eurochambers nezdinde hem de AB üyesi ülkelerin başkentlerinde aktif biçimde gündeme getiriyor.
Türkiye yakın geçmişe kadar genellikle AB tarafından imzalanan serbest ticaret anlaşmalarına paralel şekilde 24 ülke ile serbest ticaret anlaşması imzaladı. Ancak, bu sayı AB tarafından imzalanan 80’e yakın ticaret anlaşması ile karşılaştırıldığında, mevcut gümrük birliğinin tasarımından kaynaklanan bir “serbest ticaret anlaşmaları” sorunu olduğu görülüyor. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararında STA’lar için var olan mekanizma, sorunun çözümü için yetersiz kalıyor. Dolayısıyla, asıl sorun gümrük birliğinin modernizasyonunun yapılamamış olmasıdır.
AB’nin, SKDM mevzuatına uyum, Made in EU, SAFE ve Sanayiyi Hızlandırma Programlarına katılım, yeşil ve dijital dönüşüm, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize ve geçiş kotalarında yaşanan sorunlar, gündemimizin en ön sıralarında yer alıyor. TOBB olarak Başkan Yardımcılığı görevini yürüttüğümüz Eurochambres’te gümrük birliği konusunu gündeme taşıyarak, modernizasyon konusunda AB iş çevrelerinin desteğini aldık. Bu konuda, yayımlanan rapor ve pozisyon kâğıtlarında, gümrük birliğinin Türkiye ve AB iş çevreleri için “kazan-kazan” anlamına geleceği ortaya konuldu.