Ekonominin Nabzı

“Wall Street”e karşı “Main Street”...

30 Haziran 2026

Küresel ekonomi, 2008 Lehman krizi sonrasının o çok alışılmış "finansal mühendislik" çağını geride bırakmaya hazırlanıyor. On yıllarca, merkez bankalarının devasa bilanço genişletmeleriyle piyasalara sürdüğü likidite, reel sektöre (Main Street) can suyu olmak yerine finansal piyasaları (Wall Street) fonladı: Varlık fiyatları uçtu, servet/gelir adaletsizliği derinleşti ve sistem yüksek sesle "finansal elitleri korumakla" eleştirildi.

 
Ancak son dönemde dünya büyük bir paradigma değişimi yaşıyor. Küreselleşme gerilerken ulusal güvenlik ve dayanıklılık politikaları ön plana çıkıyor. Tedarik zincirlerinin millileştirilmesi, "kendi kendine yetebilme" arzusu, Çin'den kopuş artık küresel ekonominin ana motorları...


FED'in çiçeği burnunda başkanı Warsh'un daha koltuğa oturmadan ortaya attığı görüşler tam olarak bu dönüşümü teyit ediyor. Warsh, Fed’in finansal piyasaları sürekli likiditeyle fonlama alışkanlığını (Fed Put) sert dille eleştirirken kalıcı büyümenin Wall Street’teki varlık balonlarıyla değil, Main Street’teki verimlilik, inovasyon ve arz kapasitesiyle mümkün olduğunu savunuyor.
Yani dünya, üretimi ve reel sektörü kutsayan yeni bir ekonomik milliyetçilik ve arz yönlü ekonomi (supply-side economics) dönemine geçiyor. Devletler artık sadece para basmıyor; çip fabrikalarını destekliyor, stratejik sanayilerini devasa teşviklerle koruma kalkanına alıyor ve radikal bir paradigma değişimi ile en ucuzu üretmeyi hedefleyen küreselleşme akımından ulusal güvenliği ve dayanıklılığı ön plana çıkaran yerelselliğe doğru evriliyor.


Peki, dünya bu yeni konsepte geçerken Türkiye ne yapıyor?
Burada muhatabımız, yasayla kendisine verilmiş olan "fiyat istikrarı" görevini harfiyen yerine getirmeye çalışan TCMB değil. Sorunun kaynağı, büyük resmi okumakla yükümlü olan topyekün "ekonomi yönetimi mantığında"...


Türkiye’deki ekonomi yönetimi, "aman enflasyon, yaman enflasyon" diyerek cephanesinin büyük bir bölümünü sadece talep ve üretimi baskılayarak fiyat düşürme formülüne yatırmış durumda. Bu fikir devrimi teoride 3 yıl, pratikte ise 28 aydır hayatta...
Kuşkusuz enflasyon yapısal bir canavardır ve çözülmelidir. Bu hususta en ufak bir şüphemiz dahi yok. Ancak küresel devler enflasyonla mücadele ederken bile kendi sanayisini sübvanse edip korurken, bizde uygulanan ekonomi stratejisi reel sektörün işletme sermayesini kurutuyor, üretim kaslarına kalıcı zararlar veriyor. Finansmana erişim krizi, üreticiyi küresel arenada savunmasız bırakıyor.


İşte tam bu noktada o büyük ve can yakıcı soruyu sormak kaçınılmaz hale geliyor: Biz büyük resimde hata mı yapıyoruz?
Dünya, üretimi, arz güvenliğini ve endüstriyel kasları korumayı beka meselesi gören yeni bir ekonomik paradigmaya koşarken bizim ekonomi yönetimimizin reel sektörü boğma pahasına sadece ortodoks sıkılaşma ve finansal dengelere odaklanması stratejik bir körlük müdür?


Enflasyonu düşüreceğiz derken yarın küresel rekabette mal üretecek fabrika, ayakta kalmış bir sanayi bulamazsak, o gün ulaşılacak fiyat istikrarı ne işe yarayacak? Farklı bir pencereden bakmanın farklı bir bakış açısı yaratacağını düşünmeye devam ediyoruz.


İstanbul Sanayi Odası (İSO), 2025 yılının en büyük 500 sanayi kuruluşu raporunu çok yakın bir zamanda yayımladı. Rapordan birkaç bulgu sunup savımızı desteklemeye çalışacağız. Ancak, kritik bir hataya düşmememiz lazım: Türkiye’yi homojen olarak değerlendirmek ciddi bir hata olur zira sektörler arasında güçlü ayrışmalar yaşanıyor. Mesela, savunma sanayi, gıda, enerji gibi sektörler olumlu ayrışma kaydederken ana metal cenahında ise tablo hiç iç açıcı değil:


a) Kârsızlık sürüyor. Faaliyet kârının net satışlara oranı %7.7 ile son 12 yılın en kötü ikinci düzeyinde oluştu (bu dönemin ortalaması %10.4). Tıpkı 2024’te olduğu gibi 2025’te de 152 şirket net anlamda zarar etti.


b) Finansman maliyeti yüksek düzeyde kalmaya devam ediyor. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %84.9 ile ortalamaların oldukça üzerinde kalmış (son 12 yılın ortalaması %64.5).


c) Özkaynak erimesi sürüyor. Enflasyon düzeltmesi ile birlikte 2023’te anlamlı bir toparlanma kaydedildikten sonra düşüş devam etti (aşağıdaki tablo).

Hülasa, tüm dünya kendi kendine yetebilecek bir düzeye geri dönebilmek adına üretimi ön plana çekerken biz enflasyon belasından kurtulmak adına oyunun dışında kalıyor hissiyatı yayıyoruz. Unutmamakta yarar var ki, iktisat dört ayaklı bir sandalye misalidir. Dengede kalabilmeniz için 4 ayağının da dengeli olması gerekir: Üretim, tüketim, bölüşüm ve ticaret.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.