Ekonomik Analiz

Türkiye önümüzdeki 6 ayı iyi değerlendirmeli

31 Ağustos 2015

Türkiye önümüzdeki 6 ayı iyi değerlendirmeli

Türkiye Ramazan Bayramı’ndan, yakın coğrafyamızda iki kritik konuda inen tansiyon ile çıktı. Bunlardan ilki ve küresel diplomasi ve siyaset açısından da kritik bir konu başlığı olarak, 5+1 ülkeleri ile İran arasındaki ‘nükleer’ müzakerelerinin anlaşmayla sonuçlanmış olması. Bu gelişmenin, hiç şüphesiz Türkiye açısından olumlu yönleri olduğu kadar, olumsuz yönleri de olacak. Olumlu yön açısından bakıldığında, hayli uzun bir döneme dayalı ‘ambargo’ süreci sonrasında, İran’ın toparlanma sürecinde, muhakkak ki, Türkiye’ye yeni iş imkanları ve ihracat bağlantıları söz konusu olacaktır. Bununla birlikte, İran’ın bu coğrafyada, Türkiye’den sonra en üretken, en sanayiye zaman ve para ayırmış, yatırım yapmış ülke olduğunu dikkate aldığımızda, aynı zamanda, bir kaç yıl içinde bölgede önemli bir rakibimiz olma konumunu da gelecek. Nitekim, son dönemde, başta çimento olmak üzere, kimi inşaat malzemelerinde, Mısır ve Irak gibi yakın pazarlarda İran lehine kayıplarımız oldu. Bu konuyu da göz ardı etmeyelim.

Türkiye, İran’ın uluslararası sistemle entegre olması adına yadsınamaz bir emek ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın İran’a imzalatmayı başardıkları ‘mektup’ başta olmak üzere, Türkiye en önemli komşularından birisi için ciddi emek sarf etti. Anlaşmaya varılmasının duyulması sonrasında bir açıklama yapan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İran’ın nükleer programı konusunda yürütülen müzakerelerde nihai anlaşmaya varılmasını, “Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana diplomasinin elde ettiği en büyük zaferlerden birisi” olarak değerlendirmiş. ABD’de Soğuk Savaş döneminden kalma meselelerin tümünü, o ağır dosyaları artık kapatmak istiyor. Başkan Obama’nın ‘Küba Açılımı’ bunun bir örneği. Şimdi de İran. Sırada, tartışmasız ‘Kıbrıs Meselesi’ var ve bu konunun da 1 yıl içerisinde sonuçlanması istenecektir. Zihninizin bir köşesine not alın.

Fırsat ve tehditleri iyi analiz etmeliyiz

Yaklaşık 50-60 yıldır dünya diplomasisi ve siyasetini meşgul eden ve Türkiye’nin yakın coğrafyasında kangrene dönmüş meselelerin artık çözüme kavuşması gerekiyor. Bu konulardan bir tanesi de, hiç şüphesiz, ‘Filistin’ konusu. İran, anlaşmayla tamamladığı ‘Nükleer Müzakere Süreci’ ile, aslında 21. Yüzyıl’a adım attı. Bu yüzyılın karmaşık ve kaotik yapısı içerisinde, son 50 yıldır ‘kangren’e dönmüş meselelerin çözümünden kaçınmak, çok daha ağır bedelleri ödemenin de habercisi olabilir. Bu nedenle, İsrail’in 21. yüzyıl’a geçmek, 21. yüzyıl’a adapte olmak adına bir adım atması gerekmekte. Bu sürecin önemli bir parçasını ise, hiç şüphesiz Filistin Devleti’nin ilanı ve tanınması oluşturuyor.

Burada, Türkiye açısından en kritik konu, Irak ve Suriye’nin geleceği. Bu iki ülke, önümüzdeki 5 ile 10 içerisinde bir Sünni, Şii ve Kürt ağırlıklı nüfusa sahip 3 ayrı ülkeye dönüşme potansiyeli ve riski taşıyor ise; yani hem Irak, hem de Suriye üniter yapılarını kaybederek, kapladıkları coğrafik alanda üç yeni devletin şekilleneceği bir tabloyla karşı karşıya kalacaklar ise, böyle bir tablonun Türkiye’nin üniter yapısı ve Avrasya’daki kritik önemdeki konumuna yönelik ortaya çıkaracağı mahsurlar, riskler, tehlike ve tehditler çok iyi takip edilmek ve çok iyi yönetilmek durumda. Bu da, izlenen politika süreçlerinin sürekli redakte edilmesini, sürekli gözden geçirilmesini, sürekli yeniden formatlanmasını gerektirebilir. Bu noktada, 2050 yılında 60 milyonun üzerinde çalışan nüfusu olacak ve önemli bir yaşam standardı iyileşmesi gösterecek Mısır’la Türkiye arasındaki ekonomik ve politik ilişkilerin iyileştirilmesini de bir o kadar hayati önem taşıyor.

Belirsizlikler yumuşarsa,önümüzdeki 6 ay iyi

2015 yılının ikinci altı aylık dönemi ve tüm 2016 yılı için, gerek dünya, gerekse de Türk ekonomi ve iş dünyasını yakından ilgilendiren konu başlıkları şu şekilde sıralanabilir; birincisi, dünya ekonomisinde büyüme toparlanabilecek mi ve Türkiye’nin ihracatı yeniden hızlanacak mı; ikincisi, ABD Merkez Bankası (FED) para politikası adımlarını nasıl götürecek, sıkılaştırma yumuşak mı, sert mi olacak; üçüncüsü, Türk siyaseti, Meclis’e girmeyi başaran 4 parti bir koalisyon hükümeti kurabilecek mi ve Türkiye en azından 2 yıllığına siyasi belirsizliği geride bırakmış olacak mı ve dördüncüsü, Yunanistan Krizi nasıl sonuçlanacak ve Euro Bölgesi’nde ekonomi daha hızlı toparlanmaya başlayacak mı?

Şu an için, dünya ekonomisiyle ilgili büyüme sinyalleri hala iyi değil. Üstelik, söz konusu ‘vasat’ büyüme sinyali endişelerine Çin de dahil olmaya başladı ve Uzak Doğu piyasaları bu nedenle keyifsiz. ABD Merkez Bankası (FED), tüm bu küresel tabloyu görerek, yeni bir kriz ortamının oluşmasını istemiyor. Bu nedenle, mesajlarını ve atacağı adımları yumuşatmış gibi bir izlenim vermekte. Yunan krizi hala belirsiz ve yurt içinde de, piyasalar bir koalisyon hükümeti kurulması için gün sayıyor.

Eğer, ABD Merkez Bankası FED’den dolayı bir küresel gerginlik yaşanmaz, Yunanistan ve İran meseleleri de tatlıya bağlanmış bir şekilde yürürse ve bu arada, Türkiye’de enflasyonda da bir yumuşama gözlenir ise, olası yeni koalisyon hükümetinin ekonomi yönetimine, görevi devraldıktan sonra, ekonomi ve iş dünyasına moral verecek şekilde, ‘işe hızlı girme’ anlamında bir imkan ve ortam oluşmuş oluyor. Yeni Ekonomi Yönetimi, Türk ekonomisini canlandıracak bir dizi tedbiri daha rahatlıkla hayata geçirebilir ise, bu sayede, hem bir koalisyon hükümetinin fiilen göreve başlamasının getirdiği moral, hem de alınacak tedbirlerle, yılın kalan döneminde büyümeyi toparlayabiliriz.

Şu anda, TCMB’nin kendi algısı ve kredibilitesi açısından, sıkı para politikasını sürdürmesi anlamlı. Bununla birlikte, eğer koalisyon hükümeti kurulur ve siyasi belirsizlik ortadan kalkarsa, FED söylemini yumuşatmaya devam ederse ve Yunanistan meselesi de tatlıya bağlanır ise, TCMB’nin, Ağustos veya en geç Eylül ayından itibaren, para politikasını kısmen yumuşatabileceği bir hareket alanı oluşmuş olacak. TCMB, bu imkanı değerlendirmeyi tercih edebilir. Nitekim, Merkez Bankası üst yönetimi, dış talebin zayıf, iç talepteki büyümenin de ılımlı düzeyde seyrettiğini düşünüyor. Ayrıca, gıda fiyatlarında beklenen kısmi düzeltmenin katkısıyla kısa vadede enflasyonun düşeceği öngörülmekte. Tüm bu tablo, sonbaharda, TCMB’nin de büyümeyi destekleyici bir adım atabileceğine işaret etmekte.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.