Ekonominin Nabzı

Ekonominin Nabzı

29 Aralık 2017

Özelde inşaat malzemeleri ve genelde Türkiye Ekonomisi açısından 2018 yılında ne tür eğilimler ile karşılaşacağımızı anlamak için pek çok değişkeni mercek altına almak gerekiyor. Her şeyden önce piyasa yapmak adına devreye sokulan ve kısmen hoşumuza giden senaryolara dayalı beklentiler ile gerçekleri birbirine karıştırmamak en önemli konu haline geliyor.

Nasıl bir yılın bizi beklediğini anlamak için 2017 senesinde belirleyici olan temel eğilimlerin devam edip etmeyeceğini farklı değişkenler açısından sorgulamak öncelikli hale geliyor. Küresel koşullar ne yönde değişecek ve Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek? Bölgesel gelişmelerin makro ekonomik görünüm ve eğilimler üzerinde herhangi bir etkisi olacak mı? Ülkemizdeki erken seçim olasılığı, ekonomik ve finansal beklentilerin şekillenmesinde etkili olabilir mi? Ekonomimiz canlanmaya devam mı edecek, yoksa durgunlaşma eğilimi daha güçlü şekilde geri mi dönecek? Bu sorulara verilebilecek yüksek olasılıklı yanıtlar, inşaat sektörünü ve bu işkolundaki dengesizlikleri nasıl etkileyecek?

Dış finansman bağımlılığı nedeniyle Türkiye ekonomisine ilişkin beklentiler açısından, küresel ve bölgesel koşulların hem önemli hem de belirleyici olabileceğini dikkate almak gerekiyor. Fakat inşaat sektörünün gerek hizmet kesimi gerekse genel ekonomi içindeki ağırlığının yüksek oluşu nedeniyle, bu işkolundaki gelişmeler ülkemiz adına genel beklentilerin şekillenmesine katkı yapacak.

Küresel koşulların olumsuzlaşması ve bölgesel çaptaki jeopolitik gerginliklerin büyümeye devam etmesi olumsuz senaryo olasılığını güçlendirecek; bu ihtimal finansal eğilimleri olumsuzlaştırarak ekonomik durgunluk olasılığını güçlendirecek ve ağırlaşmış sorunlar ile birlikte yaşamak zorlaşacak. Aksi olasılıkta ise son yıllarda olduğu gibi durumu idare etmeyi sürdürebileceğiz.

Küresel ve Bölgesel Koşullar 
2016 yılında gelişen ekonomilerde riskten kaçınma eğilimi güçlenmiş ve olumsuz beklentiler daha belirleyici olmuştu. Bu durum 2017 senesi genelinde kısmen düzeldi ve çok daha ciddi sıkıntıların yaşanmasını engelledi; dolar faizlerini üç kez yükseltilmiş olması ve toparlaya emtia fiyatlarının ciddi sıkıntılar yaşatmasına izin verilmedi. Net sermaye hareketleri bu sonuçlar üzerinde belirleyici olmuştu; 2016 yılında gelişen ekonomiler net 900 Milyar Dolarlık kaynak çıkışı olurken 2017 senesinde durum değişmiş ve net 300 Milyarlık giriş yaşanmıştı. 2018’e ilişkin küresel eğilimler ve gerçekçi beklentiler, net sermaye girişi olasılığının oldukça zayıf olduğuna işaret ediyor. Küresel piyasalar ile gelişmiş ekonomilerin para otoriteleri arasındaki gerginliğin büyüyerek devam ediyor olması bu konuda olumlu düşünmeyi zorlaştırıyor.

Yukarıda bahsettiğimiz sermaye hareketlerinin çok büyük bir kısmı Dolar cinsinden olduğu için, ABD para otoritesinin 2018 yılına ilişkin eylem planı beklentilerin şekillenmesinde belirleyici oluyor. Söz konusu kurum olası fiyat istikrarsızlıklarını önlemek ve varlık fiyatlarındaki balonlaşma eğilimini daha tehlikeli hale gelmeden törpülemek istiyor; piyasalar ise varlık fiyatları konusundaki yaklaşıma itiraz ediyor ve uzlaşamıyorlar. ABD para otoritesi 2018 yılında büyük olasılıkla üç adet çeyrek puanlık faiz artışına gideceğini ve bilançosunu toplamda 490 Milyar Dolar kadar küçülterek 4 Trilyon seviyesinin altına çekeceğini açıklamış bulunuyor; piyasalar ise kimseyi ürkütmeden bu olasılığın tümü ile gerçekleşmeyeceği varsayımına göre fiyatlama yapmayı sürdürüyor.  2018 yılındaki ikinci faiz yükselişinin öncesi veya sonrasında olumsuz beklentilerin ön plana çıkabileceğini, beklentiler olumsuzlaşır iken riskten kaçınma eğiliminin güçlenerek yıkıcı olabileceğini dikkate almak gerekiyor.

Bölgesel koşullar ise gelişmiş ülkeler ile Türkiye arasındaki çıkar çatışmasının büyümekte olduğuna ve bu nedenle ülkemizin 2017’nin son çeyreğinde diğer gelişenlerden olumsuz yönde ayrışmaya başladığına işaret ediyor. Daha açık ifade etmek gerekir ise bölgemizdeki jeopolitik gelişmeler finansal eğilimleri olumsuzlaştırarak istikrarsızlık yönündeki eğilimleri güçlendirebilir; içeride güven bunalımı yaratabilecek kutuplaşmaların şekillenmesine katkı yapabilir.

Küresel ve bölgesel koşullara ilişkin eğilimlerin olumsuz yönde seyretmeye devam etmesi olasılığının daha yüksek olduğunu dikkate almak, stratejileri buna göre şekillendirmek görece önemli hale geliyor.

Türkiye Ekonomisinin Makroekonomik Görünümü ve Beklentiler
2017 yılına ilişkin makroekonomik görünüm, çelişkili ve sürdürülebilir olmayan özellikler taşıyor. Söz konusu döneme ilişkin büyümenin yüzde 6,7-7,0 seviyelerinde olacağı tahmin ediliyor; bunun yarıya yakınının bir önceki yıldaki olumsuzluklar sebebiyle baz etkisinden kaynaklandığını ve geri kalanında ise tek kullanımlık uygulamaların etkili olduğu gerçeğini hesaba katmak gerekiyor. Ayrıca yılsonu enflasyon ve işsizlik oranlarının yüzde 11 düzeyinin üzerinde olabileceği beklentisi ise genel kabul görüyor.

Kredi Garanti Fonu uygulaması, konut-beyaz eşya-mobilya konularındaki vergi teşvikleri, aşırı gevşek maliye politikası uygulamaları 2017 senesine ilişkin makroekonomik görünüme önemli sayılabilecek oranda katkı yapmış gibi görünüyor. İç talep, turizm ve konut büyüme rakamlarına önemli katkı yapanlar olarak dikkat çekiyor. Para politikasındaki sıkılıktan bağımsız olarak kredilerin genişlemesi ve faizleri yükseltmesi ile gelecekteki talebi öne çeken uygulamalar, sorunların ağırlaşması pahasına 2017’nin rakamlarını farklılaştırdı. Büyüme ve işsizlik oranı bu gelişmelerden olumlu etkilenirken, enflasyon baskıları kontrolden çıkarak alarm vermeye başladı. Ortaya çıkan rakamsal görünümün ardındaki eğilimler, 2018 senesi için olumlu düşünmeyi zorlaştırıyor. Ekonomi politikası konusundaki öncelikler konusunda ciddi sayılabilecek uzlaşmazlıklar yaratıyor.

Muhtemelen iç talep kısmen zayıflayacak ve ekonomi yeniden durgunlaşmaya başlayacak; enflasyon yüksek düzeylerde seyrederken işsizlik oranı yükselmeyi sürdürecek. Cari açık nispeten daralırken bütçe açığı büyümeye devam edecek. Gerek finansal istikrar ve gerek ise fiyat istikrarı konusundaki endişeler yükseliş eğiliminde olacak. Kaynak sıkıntısı muhtemelen artmaya devam edecek; döviz kurları ve faizlerdeki yükseliş yönündeki dalgalanmalar bu anlama gelecek. Kredi hacmindeki artış bir önceki yılın gerisinde kalırken sorunlu kredi hacmi artabilecek. Son yıllarda borçlanarak ortalamanın üzerinde büyüyen işkolları, bu olumsuzluklardan daha fazla etkilenecek; ekonomik beklentilerin olumsuzlaşmasına katkı yaparak belirsizlik ve kırılganlık yönündeki algıları daha da bozabilecek.
Erken seçim olasılığını dikkate alan siyasi irade ve olumsuz koşullardan bunalan iş dünyamız öncelikle ekonominin canlanması için sınırları zorlamaya çalışacak; finans kesimi ve yabancılar öncelikle enflasyonun kontrol altına alınmasında ısrarlı olmaya devam edecekler; orta yolu bulmakta çok zorlanacaklar. Küresel ve bölgesel koşullardaki eğilimler bu açmazdan çıkılmasını iyice zorlaştırabilir.

İnşaat Malzemeleri
2017 senesi, inşaat malzemesi üreticileri ve bu ürünlerin ticareti ile uğraşanlar açısından nispeten iyi bir yıldı. Döviz kuru, enflasyon ve faizlerin yükseliş eğiliminde olduğu koşullarda, çok uzun süredir böylesi hareketli bir dönem yaşanmamıştı. Fakat bu durumun benzer şekilde 2018 genelinde de devam etmesi olasılığının oldukça düşük olduğunu hesaba katmak gerekiyor.

Neden böyle düşündüğümüzü, istatistik veriler ve herkesin algılayabildiği gözlemler ile açıklamaya çalışalım. Konut ve işyeri üretimi yüksek düzeyini korur iken bunlara yönelik talep zayıflamaya başladı; dengesizlikler büyür iken bu işkoluna yönelik sorunlar ağırlaştı. Büyük kentler uzun bir süredir ilk kez göç vermeye başladı. Konut ve işyeri fiyatlarındaki artışlar enflasyon rakamlarının gerisinde kalır iken, Türk Lirası bazındaki kiralardaki gerileme eğilimi olumlu düşünmeyi zorlaştırdı. Bina üretim maliyetlerindeki artışın nerede ise yıllık enflasyonun iki katına çıkması, bu işkolunda yaratılan katma değeri eriterek sorunları ağırlaştırdı. İnşaatçılar, yeni işe girmekten kaçınmaya ve ellerindeki stoku azaltma konusuna yoğunlaşmak zorunda kaldılar.

Hemen yukarıda özetlemeye çalıştığımız olumsuzluklar 2017 yılının üçüncü çeyrek döneminde sahne almaya başladılar. Küresel, bölgesel ve ulusal koşullar bu eğilimlerin etkili olmaya devam edebileceğini düşündürüyor. Büyüyen finansal kaynak sıkıntısı ve bunun iç talep ile makroekonomik eğilimlere ilişkin beklentiler üzerindeki etkisi, iyimser olabilmeye şimdilik izin vermiyor.

2017 yılının ilk dokuz ayında fırsatlar ön plana çıkmış, riskler ise geri planda kalmıştı fakat son çeyrek dönemde bu durum değişmeye başladı. Riskler fırsatları gölgelemeye ve beklentileri farklılaştırmaya başladı.

İnşaat malzemecilerinin, mevcut koşulları dikkate alarak daha tedbirli olması kendileri açısından yaralı olabilir.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.