Görüş

Dijital ve Yeşil Dönüşüm Olmazsa Olmaz!

01 Temmuz 2021

Virüs sonrası toparlanma gündeminde dijital ve yeşil dönüşüm öne çıkıyor. Eskiden iklim değişikliği için tedbir almak Türkiye gibi ülkeler için lüks olarak görünürdü. Şimdiyse iklim değişikliği için başlatılacak yeni sanayi hamlesinin dışında kalmak Türkiye gibi ülkeler için lükstür.


1980’de dünyada kişi başına imalat sanayi katma değerini artırmanın yolu, karbon emisyonlarını daha fazla artırmaktı. Şimdi öyle değil. Artık imalat sanayi katma değeri arttıkça, karbon emisyonlarının artış hızı yavaşlamaktadır. Teknolojik ilerleme, karbon emisyonları ile büyüme gündemi arasındaki bağı kopartma yolundadır. Dünden beri mümkün olan ama yoğun sabit sermaye yatırımları nedeniyle ertelenen yavaş giden değişim, şimdi Batı’daki negatif faiz ortamında hızlanacaktır.


Gelecek buradadır. Şimdi büyüme ile karbon emisyonları arasındaki bağın tam olarak kopacağı bir yeni teknolojik aşamaya geçiyoruz. Büyüme ve istihdam gündemi açısından yeşil dönüşüm gider önem kazanıyor. Yalnızca Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat adını taşıyan büyüme ve istihdam yaratma stratejisi açısından değil, konunun Türkiye ekonomisinin küresel rekabet gücüne olası etkisi nedeniyle durum böyle.


Ya bu değişimin içinde olacağız ya da dışında kalacağız. Ya rekabet gücümüzü artıracağız ya da rekabet gücü kaybına uğrayacağız. Şekillenmekte olan yeni dijital-yeşil ticaret bölgesinin anlamı budur. Bu büyük dönüşüm, Türkiye’nin rota düzeltmesini tamamlamasını ülkemiz için olmazsa olmaz bir önkoşul haline getirmektedir.


Bunun dışında kalır, ürettiğimiz mal ve hizmetlerin karbon ayak izlerini küçültmezsek en büyük pazarımız olan AB’ye mal satmakta zorlanacağız. Ayrıca AB değer zincirlerinin Türkiye’den geçmesi zorlaşabilecek. Bu durum, Türkiye’nin en çok yatırım aldığı AB ülkelerinden yeni doğrudan yabancı yatırım çekmesini olumsuz etkileyecek.


Yeşil dönüşüm, iklim politikasından çok, yeni sanayi politikası, yeni dış politika ve yeni güvenlik politikası ile ve kısaca rekabet gücünü tahkim etmekle alakalı. Ayrıca yeni teknolojilerin mevcut sektörlere hızlı biçimde uyarlanması anlamına geliyor. Eğer biz kenarda beklersek, başkaları bizim üretemediğimiz yeni mal ve hizmeti devreye sokacak. İhracat sepetimiz gelişmiş ülkelere doğru yakınsamayacak, uzaklaşacak. Geride kalacağız. Yani yeşil gündem aslında çevre ile ilgili değil, yeni teknoloji yarışı ile de alakalı.


Yapılması gerekenlerin başında Paris İklim Anlaşması’nı tekrar gündeme almak ve karbon emisyonları niyet belgesi hazırlamak geliyor. Sonrasında sanayi ve hizmetler teşvik mekanizmalarını yeni teknolojiler odaklı olarak yeniden tasarlamak gerekiyor.


Kovid sonrası ekonomik toparlanma döneminin iki ana ekseninden biri yeşil mutabakat ise diğeri de dijital dönüşüm. Dijital dönüşümün önemli bir parçası da dijital ticaret. Malların sınırları aştığı bir dünyadan fabrikaların sınırları aştığı bir dünyaya geçtik. Şimdi ise verilerin sınırları aştığı bir yeni dünyaya geçmekteyiz. Verilerin sınırları aştığı bu yeni dünya aslında dijital ticaretin başat olduğu bir dünya.
Dijital Ticaret Engelleri Endeksi raporuna göre, dijital ticaret engelleri söz konusu olduğunda dünyada 7. Avrupa’da 2. sıradayız. Peki bu neden önemli? Dijital ticaretin dışında kalmak, bir nevi, gümrük birliğinin dışında kalmak gibi.


Avrupa Birliği daha 2015 yılında, Dijital Tek Pazar Stratejisini tek pazarın yeni hali olarak lanse etmiş ve hazırlıklara başlamıştı. Buna göre, bilgi ve iletişim teknolojileri artık bir sektör olmaktan çıkarak, çağdaş inovatif ekonomik sistemin temel taşı oluyordu. Tek Pazar, nasıl malların, sermayenin, hizmetlerin ve çalışanların serbest dolaşımı manasına geliyorsa, şimdi artık, tüm bunların yanı sıra verilerin de serbest dolaşımını içeren bir dijital tek Pazar oluşuyor. Biz daha gümrük birliğinin modernleşmesinden bahsederken, gümrük birliğinin manasını değiştiren bir değişiklik olarak Dijital Tek Pazar Stratejisi ortaya çıkıyor.


Türkiye dijital ticaret engellerde en kötü performansı veri paylaşım kısıtlamaları alanında gösteriyor. Burada listesinin 3. sırasındayız. İşlem kısıtlamalarında 8.sıradayız. Mali kısıtlamalarda 11.sıradayız. Kuruluş kısıtlamalarında ise, 64 ülke arasında 42.sıradayız. Genel listede daha kötüye gitmemizin önünde de burası geçmiş oluyor. Ama şirket kuruluşlarını kolaylaştırmakla iş bitmiyor. Esas problem yani zihniyet engeli olduğu yerde duruyor. Oysa KOBİ’lerimizin ve girişimcilerimizin en geniş pazarlara rahatça ulaşabilmeleri gerekiyor.


Yeşil dönüşümün gerisinde kalmak, toplam ihracatın yüzde 60’tan fazlasının gittiği Batı’daki pazarlarımızda ek vergi konabileceği riskiyle karşılaşmak demek. Dijital dönüşümün gerisinde kalmak, ticaret ekseninin daralması demek. Rekabet ve teknoloji uçurumunun daha da derinleşesi demek.


Tüm bunlarla birlikte gelişmiş ülkelerin uluslararası rekabet gücü artarken, gelişmekte olan ülkeler rekabet gücü kaybeder. Gelişmekte olan ülkeler içinde en çok rekabet gücü kaybedecek olanlarda şirketleri daha borçlu, finansmana ulaşımı daha pahalı, kamu politikaları sıkıntılı olanlardır. Bu ülkeler yüksek CDS primleri ile kendilerini gösterirler. Yüksek CDS primi yüksek faiz ve kalitesiz finansman demektir.
Netice olarak yapısal reform gündemi artık yeşil ve dijital dönüşüm gündemi iç içedir. Yapısal reform adımları gelmezse bunlar için gerekli yatırımlar finanse edilemez. Küresel yeşil dönüşüm gündemine intibak olmazsa Türkiye rekabet gücü kaybına uğrar. Demek ki dijital ve yeşil sanayi stratejisini finanse edebilmek üzere ülkemizin risk primini hızla düşürecek bir reform hamlesi gerekiyor. Türkiye’ye yatırım yapmanın maliyetinin azaltılması gerekiyor.


Bu kapsamda CDS risk primlerini düşürmeye odaklı bir yapısal reform hamlesine ihtiyaç var. Mahkemelerin operasyonel sorunlarının çözülmesini de içeren bir yargı ve hukuk sistemi reformu, kamu harcamalarının şeffaflaştırılarak disiplin altına alınması, Merkez Bankasının eksiye düşen döviz rezervlerinin nasıl düzeltileceğine dair bir yol haritası, kurumsal yapının tahkim edilmesi, kamunun büyük yatırımlar nedeniyle üstlendiği mali yükümlülüklerinin boyutlarının açık ve net olarak ortaya konması gerekiyor. Bunlar olursa risk algısı ve CDS risk primleri azalır, faiz oranları düşer, ekonomideki toparlanma güçlenir.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.