Görüş

“Türkiye’nin Bu Değişimin Dışında Kalması Mümkün Değil”

22 Eylül 2021

İklim değişikliği ve buna bağlı artan doğal afetler tüm dünyada yeşil dönüşümü gündemin ilk sıralarına yükseltiyor. Ama aynı pandemide olduğu gibi yeşil dönüşüm de her ülkeyi, her bölgeyi ve her bireyi aynı biçimde etkilemeyecek. Bazı ülkeler, bazı bölgeler, bazı sektörler ve çalışanlar bu geçişten olumsuz etkilenecek. Bazıları da daha avantajlı hale gelecek.

Diyelim ki başarılı bir şirketiniz var. Ama ülkeniz yapması gerekenleri yapmayınca Avrupa’ya mal satmak için bundan böyle sınırda ek karbon vergisi ödemek zorunda kalacaksınız. Mesela her bir ton karbon emisyonu için 50 euro bir vergi tutarı olsa Türkiye olarak AB’ye aktarmamız gereken vergi tutarı yaklaşık 2 milyar euro civarında oluyor. Ve bu tutar zaman içinde daha da yükselecek. Demek ki karbon fiyatlaması ile ilgili milli bir sistem tasarımına başlanmazsa muhtemelen 2023’den itibaren her yıl 2 milyar euro’luk bir tutarı doğrudan AB’ye aktarmaya başlayacağız ve bu yalnızca başlangıç olacak.

Yine önümüzdeki bu yeni dönemde ülkesinde teknolojik değişimi tetiklemeyen ülkeler uluslararası rekabet gücü kaybına uğrayacak. Karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik tedbir alanlar düşük riske ve düşük faiz maliyetine tabi olacak, ötekilerse daha yüksek maliyete katlanacak.

Karbon fiyatlaması şirketlerimizin hepsi için ek maliyet unsuru olmayadabilir. Karbon fiyatlaması sisteminde, karbon emisyonlarına dayalı bir üst limite göre şirketler iki gruba ayrılıyor. Ortalamanın altında karbon emisyonuna sebep olan firmalar, ortalamanın üstünde karbon emisyonuna yol açan firmalara karbon emisyon sertifikası satıyor. Bunun için ton başına karbon emisyonu için bir fiyat belirleniyor.. Burada kamu, izin verilebilir karbon emisyonu tutarını belirleyerek, ortalamanın üzerinde karbon salımı için bir fiyat oluşmasına imkan tanıyor.

Böylece normun karbon emisyonuna yol açmamak olduğu yeni bir aşamaya geçilerek daha çok emisyona yol açan bedelini ödüyor. Daha az karbon emisyonuna yol açan firma kazanç elde ediyor. Bu amaçla yatırım yapmanın orta vadede kârlı olduğunu bilenler için kazançlı bir ortam doğabilecektir. Veya bunun yerine devletin karbon vergisi vasıtasıyla bir fiyat belirleyerek karbon emisyonu tutarını kontrol etmeye çalışması da düşünülebilir. Bu durumda kaynağı kamu toplayacak ve bu tutarla altyapı yatırımlarını finanse edecektir. Ancak her iki durumda da, tüm şirketlerin ille de karbon salımları için ek bir maliyete katlanması söz konusu değil. Etrafı kirletenin, kirletme bedeli ödemesi esastır.

Her ülke ve her sektör bundan aynı şekilde etkilenmeyecektir. Zira yeni teknolojiler, iş sürecini yeniden düzenleyerek hem emisyonları azaltabiliyor hem de verimliliği artırıyor. Bu yeni dönemde karbon fiyatlaması sistemi tasarımıyla ülkesinde teknolojik değişimi tetiklemeyen ülkeler, uluslararası rekabet gücü kaybına uğrayacaktır. Bir tür karbon fiyatlaması sistemi ile şirketlerine doğru müşevvikleri veren ülkeler, teknolojik değişimde öncü olacak, diğerlerini geride bırakacaktır.

O halde Türkiye’nin mevcut teşvik sistemini yeşil dönüşüm ekseninde hızla gözden geçirmesi gerekiyor. Yine yeşil dönüşüm süreci dünyada bazı ülkeleri ülke içinde bazı bölgeleri daha olumsuz etkileyecek. Dünyada petrol üreticisi olanlar ve ülke içinde ekonomisi fosil yakıtlara dayalı merkezler daha mutsuz olacaklar.

Uluslararası Enerji Ajansı raporuna göre 2050’de küresel kömür talebi % 90 azalmış olacak. Petrol talebi % 75 gerileyecek. Doğal gaz talebi ise yarı yarıya azalacak. Demek ki enerji sektöründe de yatırım öncelikle değişecek. Termik santral ve kömür madeni projeleri artık daha zor ve daha pahalı finansman bulacak. Dünya genelinde pek çok ülkede 2021’den başlayarak yeni termik santral projelerinin tümünün iptal edilmesi, 2030’dan itibaren ise mevcut kömür santrallerinin kapatılması söz konusu. Bizde de Manisa, Soma ve Zonguldak’ta kömüre dayalı üretim çok yoğun. Bu yöreler için özel bölgesel kalkınma politikaları tasarlanması gerekiyor.

Karbon vergisi üzerine yapılan çalışmalar ilk aşamada çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre ve elektrik sektörlerini doğrudan ilgilendirdiğini ve bu kapsamda en çok etkilenecek ilk üç ülkenin Rusya, Çin ve Türkiye olacağını gösteriyor. Ülkemizde özellikle demir-çelik ve alüminyum sektörleri burada öne çıkıyor. Dolayısıyla bir an önce yatırımları yeni teknolojilere yönlendirmek gerekiyor.

İşte o yüzden bizim de gündemimiz; adil geçiş, adil dönüşüm, adil rekabet olmalı. Bu kapsamda birincisi Paris İklim Anlaşması konusunda bir an önce karar verilmelidir. Zira geçmişe değil geleceğe odaklanmak daha faydalıdır. İkincisi 2050 yılına uzanan ciddi bir karbon emisyonu niyet belgesi hazırlanmalıdır. Bu da 2050 yılına uzanan bir ekonomik dönüşüm programı demektir. Üçüncüsü Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Modernizasyonu yeşil mutabakatı kapsayacak şekilde yapılmalıdır. Dördüncüsü kamuda Yeşil Mutabakat konusunda özel sektörün de içinde yer aldığı bir stratejik vizyon ortaya konmalıdır. Beşincisi CDS risk primlerini azaltılmalı ve yatırım finansmanı imkanını artıracak bir reform yol haritası tasarlanmalıdır.

Özetle değişim gümbür gümbür geliyor. Yanı başımızda iklim değişikliği gündemi ile uyumlu bir yeni ticaret bölgesi şekilleniyor. Avrupa Komisyonu Fit for 55 programını açıkladı. Böylece iklim değişikliği konusunda konuşmaktan yapmaya nasıl geçileceğine ilişkin yol haritasını şekillendirmeye başladı. İhracatımızın % 60’ı AB ve ABD’ye gidiyor. Pazar kaybı yaşamak istemiyorsak Türkiye’nin bu değişimin dışında kalması mümkün değildir. Hakikati bir an önce kabul etmek, vakıa ile kavgayı bırakmak lazım. Orman yangınlarında yaşadığımız çaresizliğimiz gibi hazırlıksız ve tedbirsiz kalmamak lazım. Bir an önce niyet edip yola düşmek şart. Milli bir karbon fiyatlaması sistemi ve yeni bir teşvik sistemi üzerine düşünmeye başlamamız gerekiyor.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.