Çalışan Mutluluğu

İkonik Yaşamlar ve Şükretmek

22 Eylül 2021

İkon, son günlerde ne kadar çok duyduğumuz bir kelime; moda ikonu olmak…

Kişilerin hiçbir şarta bağlı olmadan, kontrolsüz onay verdikleri, bağlı hissedip saydıkları nesne olan “ikon” kavramı hızla yaygınlaşıyor. Pazarlama ve reklam faaliyetlerinin etkisiyle farkında olmadan yönlendirilen kişiler, beğendikleri ikonlar gibi giyinmeye, konuşmaya, davranmaya ve bir anlamda ikonlaşmaya çalışıyorlar. Kim olduğunu, ailesini ve değerlerini unutan insanlar, ikon olarak belirledikleri kişiler gibi olmaya adıyorlar kendilerini.

Kim olmaya çalışıyoruz? Neden sürekli birine benzemeye çalışıp, kendimiz olmaktan vazgeçiyoruz?

Kişinin kendini nasıl algıladığını belirten benlik algısı pozitif olduğunda kişi kendine saygı duyuyor. Fiziksel görünümle ile ilgili kişisel değerlendirmeler, benlik ve kendine saygıyı etkiliyor. Bu nedenle insan her şeyden önce kendini tanımalı, iyi ve kötü yönlerini bilmeli ve kabul etmeli. Bu şu demek değildir: “Kötü yönlerim var, biliyorum.”

Bilmek ve iyileştirmek adına çalışmak gerekiyor. Ama ilk olarak kendini bilmek ve olduğu gibi kabul etmek gerekiyor. Tıpkı Sokrates’in dediği gibi: “İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür.”

Diğer taraftan insanlar sahip oldukları fiziksel görünüm, giyim-kuşam, makyaj, bakım hatta yemek yedikleri yerler ile kimliklerini ifade ettiklerini düşünüyorlar. Görüntü kişinin iç dünyasının bir yansıması olarak görülüyor. Türk kültüründe var olan “içinin güzelliğinin yüzüne vurması” gibi söylemler de özünde bu konuyu vurguluyor.

İnsanlar kendi kimliklerini ifade ederken “başkası gibi olmaya” çalışıyorlar. Kendi sevdiği ve beğendiği değil, olmak istediği kişi gibi görünmek ve algılanmak adına yapılıyor tüm çabalar:
* Saçlarım …… gibi olmalı.
* …… gibi konuşmalıyım.
* ….…‘de yemek yedim.

Yemek yemek kişinin sadece karnını doyurmak için yaptığı bir faaliyet değil. Yemek yemenin başkalarıyla yendiği zaman sosyal, yemek başkaları için hazırlandığı zaman psikolojik ve yemek yenen yere göre de politik yönleri var. Bütün bu yönleriyle beraber düşünüldüğü zaman yemek gibi en temel ihtiyaç bile tüketim çılgınlığına dönüşebiliyor. Ne yediğinizden çok nerede yediğiniz ve yediğiniz yerle ilgili sosyal medyada yapacağınız paylaşım önem kazanıyor. Maliyetinin çok üstünde paralar ödeyerek esasında çevrenin “Aaa Gülbeniz …… yerde yemek yemiş” demesi için bir bedel ödüyoruz.

Peki ne için? Ortamın güzelliği, kişiye verdiği huzur ve yenilen yemeğin lezzeti gibi etkenler değilse, bunun sebebi olsa olsa fark edilme ve beğenilme arzusudur. İşte bunun için de çevrenin dikkatini çekmek ve beğenisini kazanmak için milyonlar harcanabiliyor.

Rol model olarak bir kişiyi örnek almak ve onun iyi olduğu alanlarda iyi olmaya çalışmak farklı, “o” olmaya çalışmak farklıdır.

Sırf heves uğruna hayatını başkası gibi yaşamak ne kadar da anlamsız esasında değil mi?

Allah her bireyi eşsiz ve benzersiz yaratmıştır; her birimiz bu kadar eşsiz ve benzersiz yaratılmışken birine benzemek, birileri gibi olmak adına gösterilen bu çaba nedir? Kişiye ne sağlar?

Gıda tüketiminin hızla artması için yapılan pazarlama faaliyetleri ile paralel olarak zayıflama ve diyet konularında da sürekli reklam yapılarak kişiler belirli merkezlere yönlendiriliyor. Hayatın ve her canlının doğasında olan zamanla yaşlanma gerçeğine karşı koymak amacıyla kişiler yaşlanmamak için ilaç, kozmetik malzemeler kullanımına ve cerrahi müdahalelere itiliyor.

Hep güzel ve bakımlı olmak, zayıf kalmak, yaşlanmamak insanın yaradılışına karşı gelmek değil midir bir anlamda?

Allah insanı her detayına kadar bu kadar mükemmel bir şekilde yaratırken, onun yaşlanmasını istemeseydi inanın yaşlanmazdık. Yaşlılık insanın doğasında var olan bir süreçtir. Yaşlanmayı engellemek yerine sağlıklı yaşlanmak için çaba sarf etmek doğru olan değil midir?

Peki, sahip olduğumuz bedenimize şükretmeyi neden unuttuk? Ben her sabah kalktığımda Allah’a çok şükür bugün de çok sağlıklı ve iyi kalktım derim kendi kendime yüzümü yıkarken. Her bir organım sağlıklı, duyuyorum, görüyorum, algılıyorum, tat alıyorum, bundan daha büyük mutluluk var mı hayatta?

Hadi küçük bir deney yapalım: Yarın sabah kalktığınızda gözlerinizi hiç açmadan sabah rutin aktivitelerinizi yapın, kalkın, banyoya yürüyün, yüzünüzü yıkayın, kahvaltınızı hazırlayın, kahvaltı edin. Nasıl bir deneyimdi? Görmeden hayat ne kadar zor değil mi?

Oysaki her sabah gözlerimiz açık, pırıl pırıl uyanıyorduk değil mi? Ama bu bizim için o kadar doğal ki ne kadar değerli ve önemli olduğunu unuttuk çoktan…

Görmediğimizde görmenin, duymadığımızda duymanın, hissetmediğimizde hissetmenin, tat almadığımızda tat almanın değerini
anlıyoruz ve şükrediyoruz.

Ben hayatım boyunca çok şükreden birisi olmama rağmen geçen sene Koronavirüs hastalığım dönemi ile birlikte tekrar gördüm ki hiçbir şeyin tadını alamamak, kendi kokun dahil hiçbir kokuyu duyamamak, en temel ihtiyaçların için bile yataktan kalkıp giderken nefessiz kalmak ne kadar zormuş. Allah’ım ben sayende bir ömür doya doya yedim, içtim, yürüdüm, koştum, tat aldım her anımdan, çok şükür.

Hasta olmadan, yitirmeden sahip olduğumuz sağlımızın (fiziksel, zihinsel ve psikolojik) kıymetini bilmek ve şükretmek lazım…

Her güne şükürle başlamak, şükürle bitirmek ve sahip olduklarımıza değer vermek, korumak lazım… Sahip olduklarımıza şükrederek huzura ve mutluluğa ulaşabileceğimiz gerçeğini ise unutmamak…

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.