Dipnot

Pandemi Ekonomik Dengeleri Tamamen Değiştirdi

25 Haziran 2020

Son birkaç aydır tüm dünyada olağanüstü bir süreç yaşanıyor, hayatımızdaki bütün rutinleri bozan, alışkanlıklarımızı değiştiren bir virüs hepimizi etkisi altına almış durumda. Aralık ayında Çin’de virüs kaynaklı ilk ölümler görülmeye başladığında sanıyorum ki hiç kimse bu virüsün tüm dünyayı saracağını hesap edememişti. Ancak geldiğimiz noktada hepimizin ortak gündemi Covid-19 oldu. Bu virüs aslında insanoğlunun çok güvendiği gelişmişliğinin, teknolojisinin, bilgi birikiminin sanıldığı kadar yeterli olmadığını da gözler önüne serdi, asıl önemli olanın sağlık olduğunu bir kez daha fark etmemizi, yaşamımızı sorgulamamızı, önceliklerimizi gözden geçirmemizi sağladı. Virüs sonrası yeniden eski dünya düzenine dönebilir miyiz kestirmek zor olsa da büyük bir grup için önemli bir aydınlanma yaşandığı yadsınamaz bir gerçek.

İstihdam kayıplarının 300 milyon kişiye ulaşması bekleniyor
Bu süreçte Türkiye’nin de aralarında olduğu birçok dünya ülkesi vatandaşlarını evde kalmaya teşvik etmek adına destek paketleri açıkladı. Ancak paketler genellikle kredi faizlerini azaltmaya yönelik olduğu için küçük-orta düzeyde işletmeler ve alt-orta gelir düzeyine sahip vatandaşlar için önemli bir etki yaratamadı, sadece yeni borçlanmaların önünü açmış oldu. Covid-19 öncesinde de dengesiz bir gidişata sahip olan dünya ekonomisi bu virüsle birlikte daha zor bir sürece girdi. Salgının yaygınlaşmasını engellemek için geliştirilen sosyal mesafe ve izolasyon politikaları nedeniyle; birçok sektörde süreçler durma noktasına geldi, istihdam ve üretim kısıtlamaları getirildi, işsizlik verileri kayda değer bir biçimde artışa geçti. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2020 yılı birinci çeyrekte çalışma saatlerinin %4.5 gerilediğini; bu rakamın da 130 milyon tam zamanlı istihdam kaybı anlamına geldiğini ortaya koydu. Yine ILO’nun yayınladığı güncel tahminler, salgın öncesinde dünyadaki toplam işsiz sayısı 200 milyonken, Covid-19’a karşı alınan sağlık ve izolasyon tedbirleri sonucunda, bu rakamın artışa geçtiğini, yılın ikinci çeyreğinde istihdam kayıplarının 300 milyon kişiye ulaşacağını gösteriyor. Ekonomik gidişatı göz önünealdığımızda, üretimi güçlü olan, katma değeri yüksek ürünler ihraç eden ülkelerin gelecekte de söz sahibi olmaya devam edeceği ve vatandaşlarının yaşam standartlarının daha yüksek olacağı yadsınamaz bir gerçek. Bizim de ülke olarak üretime ağırlık vermemiz, mezunların niceliğinden ziyade niteliğini iyileştirmeye gayret göstermemiz şart.

Bilgisayarın olduğu her yer aslında bir ofis
Tüm dünyada yayılmaya başlayan home-office kavramı pandemi sürecinde birçok sektörün normali haline gelmeye başladı. Çalışanlarının sağlığını korumak ve bulaş riskini azaltmak isteyen birçok şirket evden çalışma prosedürlerini devreye aldı. Görüşme ve toplantılar online platformlar üzerinden yapılarak zamandan da önemli bir tasarruf sağlanmış oldu. Kazanılan bu yeni alışkanlığın pandemi sonrasında da kendine geniş bir yer bulacağını düşünüyorum. Dijitalleşmenin hayatımıza bu kadar dahil olduğu bu dönemde bilgisayarın olduğu her yerin aslında ofis olduğu, trafikte geçirilecek uzun saatlerin çok daha verimli değerlendirilebileceği de anlaşılmış oldu. Özellikle büyük metropollerde çalışma düzenlerini güncel şartlara göre organize etmek verimliliği artırma ve çalışan motivasyonunu yükseltme noktasında büyük önem taşıyor. Uzaktan çalışma esnasında aktifliği ölçen birçok sistemin de bulunduğunu dikkate alarak işverenlerin bu yeni çalışma düzenine pandemi sonrasında da bir şans vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Büyük stoklarla çalışanların kâra geçtiği bir süreç yaşandı
Pandemi sürecinde en büyük sıkıntılardan bir tanesi de yurt dışından ürün alımı oldu, stoklar eridi, yeni malların temini gecikti ve bu süreçte büyük stoklarla çalışan firmalar avantajlı duruma geçerken küçük işletmeler büyük zarara uğradı. Normalleşme süreciyle birlikte normal düzene geri dönülmesini ve süreçlerin hızlanmasını bekliyoruz.

Bu süreç içerisinde bayileri olumsuz etkileyen bir diğer durum ise, üretici firmaların ürünlerini başta gıda marketleri olmak üzere farklı kanallardan satışa sunmaları oldu. Bugüne kadar bayilik sistemiyle şekillenen satış politikalarındaki bu değişiklik bayiler nezdinde ciddi bir endişeye sebep oldu, temennimiz bu uygulamanın pandemi etkisiyle başvurulan geçici bir çözüm olması ve devamlılık arz etmemesidir. Aksi takdirde aradaki fiyat farklarını da dikkate aldığımızda bayiler açısından bu uygulamanın kabul görmesi mümkün olmayacaktır.

Sağlık ve ekonomi arasında bir seçim yapılması gerekiyordu
Yaşanan ekonomik ve sosyal problemler normalleşme sürecinin gündeme gelmesine neden oldu. Ekonomik darboğazı genişletmek, iflas ve işsizliklerin önüne geçmek adına, vaka sayılarının azalmasıyla birlikte başlatılan normalleşme süreci çok hızlı bir şekilde hayata geçirildi. Aylardır evlerine kapanmak zorunda kalan milyonlarca insan normalleşmeyle birlikte sokaklara akın etti ancak özellikle büyük şehirlerdeki sahil ve parkların nüfusa oranla yetersiz kalması sosyal mesafe kurallarının hiçe sayılmasına ve ikinci dalga endişesinin doğmasına neden oldu. Toplu taşımalarda yolcu sayısı kısıtlamasının kaldırılması da bu endişeyi besleyen başka bir etken haline geldi. Sağlık ve ekonomi arasında bir seçim yapılması gerekiyordu ve aylardır süren izolasyonun etkileri göz önüne alınarak riskli de olsa normalleşme süreci başlatılmış oldu. Bu süreçte yine en önemli görev vatandaşlara düşüyor, kişisel tedbirlerimizi almak, gerekmedikçe kalabalığa girmemek ve mutlaka maske kullanmak zorundayız.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.