Ekonominin Nabzı

Ekonomide Bazı Sorular ve Yanıtlar

24 Haziran 2020

Covid–19 Pandemi süreci fırsat yaratır mı?
Bu dönemi teknik ve teknolojik altyapısını geliştirmeye harcayan, e-ticaret için gereken donanımı kuran şirketler için, pandemi arası çok iyi fırsat yaratmış durumdadır. Artık çok net görülüyor ki geleceğin dünyasında insanlar alışverişlerinin önemli bir bölümünü evden yapacaklar. Şirketler eskisi kadar fazla eleman çalıştırmayacaklar ve verimliliği en üst düzeye çıkarmaya çabalayacaklar. Müşteri verisi toplamak, bu verileri iyi değerlendirmek en önemli konular arasına girecek. Hiç kuşkusuz bütün bu değişiklikler için bu aradan yararlanıp yatırım yapan, değişikliğe giden şirketler önümüzdeki dönemi iyi değerlendirecekler. Bu adımları atanlar kalıcı farklar yaratacaklar. Fırsat böyle çıkacak ortaya. Yoksa oturduğumuz yerde başka ülkelerin veya şirketlerin süreci iyi yönetememesi veya bir şekilde dışlanmasıyla yakalanacak fırsatlar kalıcı olmaz.

Önümüzdeki dönemde hangi alanlara yatırım yapmak doğru olur?
Covid – 19 pandemi süreci tarım kesiminin ne kadar önemli olduğunu ve asla ihmal edilmemesi gerektiğini açık biçimde gösterdi. Gıda ürünleri, özellikle organik gıda ürünleri ve hayvancılık önümüzdeki dönemde öne çıkacak. O nedenle sanayici ve tüccarlarımıza bu alana yatırım yapmalarını öneriyorum. Geçtiğimiz dönemlerde inşaat kesimindeki yüksek kazançlar sanayici ve tüccarları inşaat işlerine girmeye çekti. Şimdi sırada tarım ve hayvancılık var. Büyük çiftlikler almak veya yapmak akıllıca bir seçim olur ama bunu yapamayanların seracılığa girerek ihraç ürünlerin tarımını yapması da doğru bir seçim olacak. Böyle bir yatırım aynı zamanda sanayi veya ticarete ek olarak farklı bir alana girerek bir yatırım sepeti oluşturmanın, dolayısıyla da riskleri dağıtmanın yolu olur.

E-ticarete girmemiş olan şirketlerin mutlaka e-ticarete göre yeniden yapılanmasında büyük yarar var. Ben bunu yatırım olarak değil bir zorunluluk olarak görüyorum.

İstanbul finans merkezi olabilir mi? Kamu Bankalarının ve Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasının bu amaca yararı olabilir mi?
Bu haliyle olamaz. Çünkü finans merkezi olabilmenin ilk koşulu riskleri arttırmamaktır. Riskleri arttırmamanın ilk kuralı da sık sık kural değiştirmemektir. Önceden bildirilmeden yapılan kural değişiklikleri finansal sistemin/piyasaların en sevmediği şeylerin başında gelir. Öngöremedikleri işlere girmeyi ya da öngörülemeyen kararların alındığı yerlerde bulunmayı sevmeyen yatırımcıların sayısı tersini sevenlerden çok daha fazladır. Bu tür kararlar risklerin ve dolayısıyla ülkenin bulmaya çalışacağı kaynaklar için ödemesi gereken maliyetin yükselmesine yol açar. Riskler çok yükselirse dış kaynak için yüksek getiri önerilse bile yatırımcı açısından çekici olmayabilir.

Kamu bankalarının ve Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasının bu amaca yararı olmaz. Eğer bu kurumların olduğu yer finans merkezi olsaydı bunlar Ankara’dayken Ankara finans merkezi olurdu.

Türkiye’nin risk primi (CDS oranı) haksız bir yükseklikte değil mi? Bu oranı birileri Türkiye aleyhine mi ayarlıyor?
CDS priminin 300 ve daha yukarıda olması ülkenin aşırı riskli ülke konumunda olması anlamına geliyor. Türkiye’nin CDS primi son aylarda 500’ün altına inemiyor. İnse de orada kalamıyor, tekrar yükseliyor. Bugün itibarıyla dünyada 300 baz puan üzerinde CDS primine sahip (aşırı riskli) konumda 7 ülke bulunuyor (yüksekten düşüğe: Venezuela, Arjantin, Pakistan, Mısır, Ukrayna, Türkiye ve Güney Afrika.) CDS priminin yüksekliği, dış borçlar, dış finansmana erişim, uluslararası rezervlerin düzeyi, enflasyon, kur gibi niceliksel olarak ölçülebilen nedenlerin yanı sıra bir önceki soruya verdiğimiz yanıtta açıklandığı gibi risk yaratan karar ve uygulamaların yaygınlığı ve sıklığı gibi niteliksel gelişmelere de bağlı. Bu göstergelere ve niteliksel gelişmelere bakıldığında Türkiye’nin CDS priminin olduğu düzeyin abartılı olmadığı görülüyor.

CDS primi piyasada arz ve talebe göre şekillenen bir gösterge olduğu için bize özel ayarlanması pek mümkün değil.

Türkiye’de şu sıralarda reel faiz negatif mi?
Bunu hesaplayarak yanıtlayalım. Reel faiz hesabı normal olarak geleceğe dönük bir hesaptır. Bugün bankaya bir yıl vadeyle yatırılan TL mevduatın nominal (görünür) faizi ortalama olarak yüzde 7 dolayındadır. 12 aylık yatırılan mevduatın faiz gelirinden yüzde 12 gelir vergisi kesilmektedir. Buna göre net nominal faiz yüzde 6,2 olmaktadır. 12 ay sonra enflasyonun nerede olacağını TCMB’nin uyguladığı Beklenti Anketi (Mayıs ayı) sonuçlarına göre alacak olursak yüzde 9,2 düzeyinde bir beklentinin söz konusu olduğunu görürüz. Reel faiz hesabı şu formülle çözülür:

Reel Faiz = (1 + Net Nominal Faiz) / (1 + Beklenen Enflasyon Oranı) – 1

Reel Faiz = (1 + 0,062) / (1 + 0,092) – 1 = 0,027 ya da yüzde -2,7.

Buna göre Türkiye’de reel faiz beklentisi yüzde eksi 2,7’dir. Bir başka ifadeyle bankaya bugün 100 TL yatıran bir kişi 12 ay sonra 6,2 TL net faiz geliri elde edecek. Buna karşılık enflasyon yüzde 9,2 olacağı için reel olarak yüzde 2,7 eksi faiz almış, bir başka deyişle anaparasında azalma gerçekleşmiş olacaktır.

Özetle söylemek gerekirse bugünkü faizler ve enflasyon beklentisi bize Türkiye’de reel faizin negatif olduğunu gösteriyor.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
TİMDER Kurucu Üyesidir.